BİLİM VE ÜNİVERSİTE

Bilimin temel işlevi, doğayı ve toplumu anlamaktır. Anlamanın kökeninde merak yatar. Merak etmek için çevreye ve olgulara duyarlı olmak gerekir. Daha sonra da anlamak için çaba göstermek? Üniversitenin temel işlevi, "bu anlama" çabasına hizmet etmektir. Merak eden insanlar yetiştirmektir. Anlamaya çalışan düşünce yapıları oluşturmaktır. Üniversiteler çoğu zaman "bilgi aktaran" merkezler olarak da görülürler. Doğru mudur acaba? Üniversitelerin bilgiden önce bilimsel düşünceyi vermeleri gerekmez mi? Düşünmesini bilmeyen, bilgiyi ne yapacaktır ki?.. Ya süs ya da işporta malı. Bilgisinden kuşku duymayan ne yapacaktır ki? Bilgisini eleştirmeyen nasıl gelişecektir ki?.. Bu anlamda üniversitelerin temel işlevi "düşünce eğitim” vermektir. Bilgiden önce bilmesini, düşünmesini ve öğrenmesini öğretmektir.

Bilimin bir başka önemli işlevi de doğaya egemen olmaktır. Bilimin uygulama sonuçları toplum yaşamını her yönde etkilemektedir. Bir televizyon, bir nükleer enerji ya da bir bilgisayar toplum yararına sunulmuş bilimsel ürünlerdir. Bilimin uygulama sonuçları teknolojideki gelişme ile ölçülür. Bu anlamıyla bilgi güçtür, kuvvettir. Üniversitenin işlevi bu gücü göstermek, bilginin üstünlüğünü egemen kılmaktır. Bilgiyi saygın kılmak; çokbilmişliğin, cinliğin, kurnazlığın, paranın ve kaba kuvvetin oluşturduğu güç odaklarına karşı bilginin sabırlı ve hoşgörülü gücünü üstün kılmaktır. Üniversitenin işlevi bilginin bir üretim aracı olduğunu, bilginin üretiminin insan yaşamını kolaylaştıran ürün­lerde somutlaştığını, bu anlamda bilginin bir yaşam kaynağı olduğunu öne çıkarmaktır.

Bilginin önemli, ayrı bir işlevi de toplumu değiştirmektir, toplumun geleceğini dü­şünmektir. Toplumun geleceğine yönelik öngörüler, hedefler vermektir. Toplumu gelece­ğe taşımaktır. Dönüştürmektir. Bu anlamda üniversitenin bir işlevi de ekonomik, sosyal ve teknolojik boyutlarıyla geleceğin toplumuna ilişkin görüşler oluşturmaktır. Her bilim­sel faaliyetin, her bilimsel öğretinin kültürel içeriği, toplumsal sorumluluğu vardır. Kısacası, her şeyden önce üniversitenin ulusun sorunları ve ülkenin geleceğine ilişkin söyleyecek sözü olmalıdır. Düşünce ve sözüyle üniversite önde gitmelidir. Bilim ışığıyla yön vermelidir.

Bilimin yukarıda anılan işlevinin üniversiteye yüklediği önemli bir yükümlülük var­dır. Yaşamla ilişki kurmak. Topluma duyarlı olmak, akademisyenlik büyük bir keyiftir. Bilimsel araştırma engin bir haz kaynağıdır. Yaşamda söz sahibi, düşünen, konuşan ve baskı oluşturan etkin bir kurum olmalıdır üniversite.

Üniversitelerin, özenle kurulması ve korunması gereken bir özellikleri de ulusal ka­rakteridir. Her ulusun kendine özgü sesi, rengi vardır. Her ulusun kendine özgü düşün­cesi vardır, duygusu vardır. Üniversiteler de en başta kendi uluslarının gerçeklerini kavramak, ürettiklerini bu birikimler üzerine oturtmak durumundadır. Evet, bilim evren­seldir. Ama bu Türk üniversitesinin bir başka toplumun sorunlarını incelemesi, çözmesi anlamını taşımaz. Kendi ülkesinin gerçekleri üzerine başkalarının istediği gibi düşünme­si gerektiği anlamına hiç gelmez. Başkalarının dilini, başkalarının tercih ve beğenisini ulusta egemen kılmak değildir bilimin evrenselliği.
- Haluk ERKUT

Last modified: Sunday, 11 May 2025, 11:32 PM